|
MÎRÂC MÛCİZESİ
a) Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Mîrâcı
İkinci Akabe görüşmesinden sonra, Mekke Devri'nin 11'inci yılı
Recep ayının 27'inci gecesi (Hicretten 19 ay önce) Peygamber
Efendimizin "İsrâ ve Mîrâc" mûcizesi gerçekleşti.
İsrâ, gece yolculuğu ve gece yürüyüşü; Mîrâc ise, yükseğe çıkmak
ve yükselme âleti demektir. Bu büyük mûcize, gecenin bir
bölümünde cereyân ettiği ve Rasûlullah (s.a.s.) bu gece semâlara
ve yüce makamlara yükseldiği için bu mûcizeye "İsrâ ve Mîrâc"
denilmiştir.
Kur'ân-ı Kerîm'de el-İsrâ Sûresi'nin 1'inci âyetinde:
"Kulu Muhammed (s.a.s.)'i, bir gece Mescid-i Harâm'dan,
kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, etrâfını
mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ın şânı ne
yücedir. Doğrusu O işitir ve görür." buyrulmuştur.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in Mekke'deki Mescid-i Harâm'dan
Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya olan mîrâcı, yukarıda anlamı yazılan
âyet-i kerime ile sâbittir. Mescid-i Aksâ'dan semâlara ve yüce
makamlara yükseldiğini ise, Peygamber Efendimizden nakledilen
sahîh hadîs-i şerîflerden öğrenmekteyiz. Hadîs-i şerîflerde
anlatılanların özeti şöyledir.
Rasûlullah (s.a.s.) bir gece Kâbe'nin "Hatîm" denilen kısmında
iken, Cebrail'in getirdiği "Burak" denilen bineğe binerek
Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya gelip burada namaz kılmıştır.
Buradan da "Mîrâc" denilen âlete binerek, semâlara yükselmiştir.
1'inci semâda Hz. Âdem, 2'inci semâda Hz. Yahyâ ve Hz. İsâ,
3'üncü semâda Hz. Yûsuf, 4'üncü semâda Hz. İdrîs, 5'inci semâda
Hz. Harûn, 6'ıncı semâda Hz. Mûsâ ve 7'inci semâda Hz. İbrâhim
ile görüştü. Bunlardan her biri Rasûlullah (s.a.s.) 'i
selâmlayıp tebrik ettiler, "hoşgeldin sâlih kardeş," dediler.
Daha sonra "Sidretü'l-müntehâ"ya yükseldi. Orada kazâ ve kaderi
yazan kalemlerin çıkardıkları sesler duyuluyordu. Sidretü'l-müntehâ'dan
ötesi, sözle anlatılması mümkün olmayan bir âlemdi. Buraya kadar
beraber oldukları Cebrâil de buradan öteye geçememiş, "benim
için burası sınırdır, parmak uçu kadar daha ilerlersem,
yanarım..." demiştir
Mîrâcta Cenab-ı Hakk, sevgili Peygamberine nice âlemler
gösterdi. Kuluna vahyedeceğini vâsıtasız vahyetti. Bu makamda
Hz. Peygamber (s.a.s.)'e üç şey verildi.
1) Beş vakit namaz farz kılındı.
2) Bakara Sûresi'nin son iki âyeti (Amene'r-rasûlü...)
vahyedildi.
3) Ümmetinden şirk koşmayanların Cennet'e girecekleri müjdesi
verildi.
b) Mîrâc
Mûcizesine Karşı Müşriklerin Tutumu
Peygaber Efendimiz, mîrâcı ve mîrâcda gördüklerini ertesi sabah
anlattı. Mü'minler Rasûlullah (s.a.s.)'i tasdik ve tebrik
ettiler. Müşrikler ise inkâr ettiler. Bir gecede Kudüs'e gidip
gelmek imkânsız bir şey, dediler. İçlerinde Kudüs'e gitmiş ve
Mescid-i Aksâ'yı görmüş olanlar vardı.
- Mescid-i Aksânın kaç kapısı var? Şurası nasıl, burasında ne
var? diye Rasûlullah (s.a.s.)'i soru yağmuruna tuttular.
Hz. Peygamber bu konuyu daha sonra şöyle anlatmıştır:
"Kureyş bana seyâhat ettiğim yerler, özellikle Mescid-i Aksâ ile
ilgili öyle şeyler sordular ki, İsrâ gecesi bunlara hiç dikkat
etmemiştim. Fakat Cenâb-ı Hakk, benimle Beyt-i Makdis arasındaki
mesâfeyi kaldırdı. Ne sordularsa, oraya bakarak cevâp verdim".
Bu durumda ne yapacaklarını şaşıran müşrikler Hz. Ebû Bekir'e
koştular. Muhammed dün gece Kudüs'e gidip geldiğini, göklere
çıktığını... söylüyor. Buna da mı inanacaksın, dediler. Ebû
Bekir, hiç tereddüt göstermeden:
"Bunu O söylemişse inandım gitti. Ben O'nu bundan daha önemli
olan konularda tasdik ediyorum. Akşam- sabah göklerden vahiy
geldiğini söylüyor, buna inanıyorum..." dedi. Bu yüzden Hz. Ebû
Bekir'e "Sıddîk" denildi.
Ehli- sünnet bilginlerinin çoğunluğuna göre, İsrâ ve Mîrâc aynı
gecede; Rasûlullah (s.a.s.) 'in rûh ve vücuduyla birlikte uyanık
hâlde iken olmuştur. İsrâ ile Mîrâcın ayrı gecelerde olduğunu,
rüyâ hâlinde ve rûhâni olarak vuku bulduğunu kabûl eden
bilginler de vardır; fakat bunların sayısı azdır.
c) Mîrâc'ta Teşri Kılınan Hükümler
Kur'ân-ı Kerîm'de, Mirâc'ın en yüksek hâli anlatılırken:
"(Rabbına) iki yay kadar veya daha da yakın oldu. Allah Kulu'na
vahyettiğini o anda vahyetti..." (en Necm Sûresi, 9-10)
buyrulmaktadır.
Bu âyetlerden Rasûlullah (s.a.s.)'e, Mîrâc'ta pek çok esrâr ve
maârifin bildirildiği anlaşılmaktadır.
Baştan sona Mîrâc ve Mîrâc'ta teşri kılınan hükümlerin
anlatıldığı el-İsrâ Sûresi'nin 80'inci âyetinde Hz. Peygamber
(s.a.s.)'e: "Rabbim, beni şerefli bir girişle (Medine'ye) koy,
sâlim bir çıkışla da (Mekke'den) çıkar" diye dua etmesi
emredilerek yakında hicretine izin verileceğini; 81 'inci
âyetinde ise:
"De ki: Hakk geldi, bâtıl yok olup gitti, esâsen bâtıl yok
olmağa mahkûmdur" buyurularak çok yakında İslâm'ın küfre galebe
çalacağına, neticede Mekke'nin Rasûlullah (s.a.s.) tarafından
fethedilip Kâbe'nin putlardan temizleneceğine işâret olunmuştur.
Yine aynı sûrenin 23-29'uncu âyetlerinde dinin temelini teşkil
eden hükümler yer almıştır. Bu âyetlerin anlamları şöyledir:
"Rabb'ın şunları kesinlikle hükmetti: Kendisinden başkasına
kulluk etmeyin. Ana-babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her
ikisi, senin yanında ihtiyarlayacak olursa, onlara "öf" bile
deme, onları azarlama, her ikisine de hep tatlı söyle. Onlara
şefkatle tevâzu kanadını ger ve 'Rabbım, onlar, küçükken beni
nasıl ihtimâmla yetiştirmişlerse, sen de kendilerini öylece
esirge..' diye onlar için duâ et.
Rabbınız, içinizdekini en iyi bilendir. İyi kimseler olursanız,
kendisine yönelip tevbe edenleri bağışlar.
Hısıma, yoksula, yolda kalmışa, herbirine hakkını ver. Elindeki
malını saçıp savurma, saçıp savuranlar, şüphesiz şeytânla kardeş
olmuşlardır. Şeytân ise Rabb'ına karşı son derece nankördür.
Rabbından umduğun rahmeti elde etmek için hak sahiplerinden yüz
çevirmek zorunda kalırsan, bâri onlara yumuşak söz söyle (sert
davranma).
Elini boynuna bağlayıp cimrilik etme, onu büsbütün açıp hepsini
de saçma. Yoksa pişmân olur, açıkta kalırsın,
Şüphesiz Rabb'n, dilediği kimsenin rızkını genişletir,
dilediğininkini daraltır, ölçü ile verir. O, kullarını gören ve
her şeyden haberdâr olandır.
Çocuklarınızı yoksulluk korkusu ile öldürmeyin. Onları da sizi
de Biz rızıklandırırız. Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir
suçtur.
Sakın zinâya yaklaşmayın. Doğrusu bu çirkindir ve çok kötü bir
yoldur.
Allah'ın harâm kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın.
Haksız yere öldürülen kimsenin velisine bir yetki vermişizdir.
Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Çünkü o, ne de olsa yardım
görmüştür.
Erginlik çağına ulaşıncaya kadar, yetîmin malına, en güzel
şeklin dışında yaklaşmayın. Bir de verdiğiniz sözü yerine
getirin. Çünkü verilen sözde sorumluluk vardır.
Ölçtüğünüz zaman ölçeği tam yapın, doğru terâzi ile tartın. Bu
daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir.
Bilmediğin şeyin ardına düşme. Doğrusu kulak, göz ve kalb,
bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü ne yeri delebilir, ne de
boyca dağlara ulaşabilirsin, (onlarla büyüklük yarışı
yapabilirsin). Rabb'ının katında bunların hepsi, beğenilmeyen
kötü şeylerdir.
Bunlar Rabb'ının sana bildirdiği hikmetlerdir. Sakın Allah'la
beraber bir başka tanrı edinme. Yoksa kınanmış ve kovulmuş
olarak Cehennem'e atılırsın." (İsra Sûresi, 23-29).
Bu âyetlerdeki ilâhî emirler şöylece özetlenebilir:
1) Allah'tan başkasına kulluk etmeyin,
2) Anne-babaya iyi muâmele edin,
3) Hısıma,yoksula, yolda kalmışa haklarını verin,
4) Ne hasis, ne cimri, ne de müsrif (savurgan) olun,
5) Çocuklarınızı öldürmeyin,
6) Zinâya yaklaşmayın,
7) Haklı bir sebep olmadıkça cana kıymayın,
8) Daha iyiye götürmek amacı dışında yetim malına yaklaşmayın,
9) Verdiğiniz sözü yerine getirin, sözünüzde durun,
10) Ölçü ve tartıyı tam yapın,
11) Hakkında bilginiz olmayan şeyin peşine düşmeyin,
12) Yeryüzünde kibir ve azametle yürümeyin, alçak gönüllü olun.
|